29 Aralık 2011 Perşembe

Yeni Yıl mesajı

2012 yılında daha mutlu, başarılı ve sağlıklı olmanızı diliyorum.
(Artık twitter'e de dahil oldum.)

28 Kasım 2011 Pazartesi

BOP



Tesadüftür tesadüf
Son birkaç yıldır Kuzey Afrika ülkelerinde kazanlar kaynıyor, yöneticileri yönetimden halk isyanı ile çekilmeye zorlanıyor. İsyanların aynı zamanlarda peş peşe başlaması tesadüftür tabii tesadüf.
Irak ve Afganistan’a götürüldüğü gibi, buralara da DEMOKRASİ ve ÖZGÜRLÜK getirme zamanı gelmiş demek ki.
Bu ülkelerin hepsinin de BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ kapsamı alanında olması tesadüftür tesadüf.
Bu güne kadar ABD ve AB nin destekleri ( kışkırtmaları) ile ayaklanan ülkelerde, huzur ve demokrasinin bir türlü yerleşememiş olması, insanların diken üstünde yaşaması da bir tesadüftür mutlaka.
BO Projesi’nin kapsadığı ülkelerin hepsinde de son 10 yıl içinde CIA’nın öneri ve destekleri ile birer ADALET VE KALKINMA PARTİSİ adında partilerin kurulmuş olması da mutlaka bir tesadüftür.
Kuzey Afrika ülkelerinde ve Ortadoğu coğrafyasında son iki yılda artan bahar havalarının (ayaklanmalarının), 2006 da ABD Silahlı Kuvvetler Dergisinde basılan harita ile örtüşmesi de mutlaka bir tesadüftür. Bu haritada gösterilen sınırların 1965 de S.Demirel’e sunulan bir Teklife tıpa tıp benzemesi de tesadüftür. O yıllarda S. Demirel’e ADALET PARTİSİNİ ABD’nin kurdurması da tesadüftür.
Türkiye’de Atatürk’ten sonra kurulan partilerin çoğunun ABD destekli kurulmuş olmaları elbette tesadüftür! Laik T.C. Devletinde dini bir parti de eksik olmasın deyip, 1969 da N.Erbakan’a MNP’ni kurdurtanında ABD olması, hiç kuşkusuz bir tesadüftür.
İlgili dergideki haritada, Irak-Suriye-Türkiye ortasında bir HÜR KÜRDİSTAN gözükür. Son yıllarda Irak ve Suriye’ye karşı savaş kışkırtıcılığı yapanların seslerinin yükselmesi, Türkiye’nin de bir şekilde ( Füze Kalkanları gibi ) bu ortamın içine çekilme gayretleri mutlaka bir tesadüftür. T.C. Devletinin kuruluşundan beri gündeminden düşürülmeyen Kürdistan konusunda; 1965 de S.Demirel’e, 1980 de T.Özal’a ve 2000 de de T.Erdoğan’a ABD’nin teklif ve yardımlarda bulunması elbette tesadüftür!
1979 da başlayan İran-Irak savaşına Türkiye’nin de girmesi gerektiğini savunan kişiler ile bugün Suriye’ye Türk ordusunun girmesinin isteyenlerin aynı taraftan olmaları da tesadüftür.
Ülkemizin başına 1974-84 arasında Ermeni Terörünün, 84 den bu yana Hizbullah ve PKK terörünün musallat edilmesinde de yine bu dost ülkelerin desteğinin olması mutlaka bir tesadüftür.
Kars’ın Ermenistan’a, Hatay’ın Suriye’ye ve Trakya’nın da Yunanistan’a ait olduğunu gösteren haritaların; o ülke okullarındaki kitaplarda yer alıyor olması elbette bir tesadüftür.
Geçerlilik süresi 100 yıl olan T.C. Devleti kuruluşu belgesi Lozan anlaşmasının bitimine az süre kaldıkça, ( 1923+100 yıl) tesadüflerin sayısı da artmaktadır. Bu tesadüfler, benim Anamur’dan görebildiğim ve hatırlayabildiğim kadarıdır. Halktan gizlenen onca bilgi ve anlaşmalarında olduğunu da var sayarsam; hatırladıklarım, buzdağının görünen kısmı olur.
Halk, TV’lerin en çok izlendiği saatlerde diziler ve ninniler ile uyutulurken, atı alan göstere göstere Üsküdar’ı geçiyor da, kimsenin umurunda değil.
Hala; sınırları belli ve kendimize ait bir ülkede yaşıyor olmamız tesadüf değildir inşallah.

13 Kasım 2011 Pazar

10 Kasım

Eğer Atatürk yaşasaydı?
Bugün ne olurdu? o ne yapardı? gibi sorular çok sık sorulmakta.
Hiç kimse bu sorulara bir cevap veremez.
Zaten bu tür sorular da, cevabı da gereksizdir.
1938 de vefat eden Atatürk’ümüzü, her vesile ile her türlü görüşümüze malzeme yapmaktan artık vaz geçelim.
Araştıranlar bilir ki, o sağlığında kendisini KEMALİZM, ATATÜRKÇÜ gibi kavramlar içinde kalıplaştırılmasını istememiştir.
Onun isteği; halkını çağdaş medeniyetler seviyesine çıkarmaktı.
Onun isteği; diktatörlük değil, demokrasiydi.

O, o günün koşullarında, okuduğu binlerce kitaptan edindiği bilgilere ve yaşadıklarına göre doğru bildiğini yapmış ve yaptırmıştır. O da bir insandı.

O gün, oralarda kalmıştır. Bu gün buralardadır. Koşullar, imkânlar, görüşler, dünya düzeni, … çok şey değişmiştir. Bu da çok doğaldır. Hiçbir şey durağan değildir.

O günleri konuşabilir ve tartışabiliriz, ama değiştiremeyiz ve küçümseyemeyiz.
Atatürk’ün her şeyini tartışabiliriz, ama itibarını düşüremeyiz.
Onun açtığı kapıdan giren ve bu günlere gelen Türkiye halkı, ona saygı duymalı, zamanı ve yeri geldiğinde de gururla anmalı. Asla yerden yere vurmamalı.

Cumhuriyet tarihimizde yanlışlarımız mı var? bu günlere uymayan uygulamalar mı var? meclis’imiz değiştirsin. O meclis bunları yapması, çağa uygun kararlar alması için kurulmadı mı?
Atatürk, devrimlerini çağa uymak için yapmadı mı?
Onu kendi çağında, kendi değerleriyle, bize bıraktıklarına minnetle ve saygıyla
analım.
‘’ O bir faşistti.’’
‘’ O bir diktatördü.’’ gibi yersiz ve gereksiz cümlelerle karalamayalım.
Onu, geçmişimizde yaşayan değerli bir liderimiz olarak yeri ve zamanı geldiğinde saygıyla analım.
Bugün toplumumuzu çağdaş medeniyetler seviyesinde tutabilecek liderlerimiz
var mı? ona bakalım.

4 Mayıs 2011 Çarşamba

Bin Ladin öldürüldü


Bin Ladin’in de görev süresi dolmuş..
Bin Ladin neden bu hafta öldürüldü? Oysa geçen hafta, geçen ay, geçen yıl da öldürülebilir veya tutuklanabilirdi. Uzaydan kolunuzdaki saati görebilen ABD teknolojisi, koskoca Ladin’i mi göremedi?
Demek ki görev süresi henüz yeni dolmuş. İtibar kaybeden, oy potansiyeli düşen Obama’nın bir ‘’Başarı’’ ya ihtiyacı vardı. Alın size büyük bir başarı: 10 yıldır aranan teröristi Obama buldurdu. ABD halkı bayram etti, sokakta kutlamalar yapıldı. Yıkılan kulelerin intikamı alınmış oldu.
Kutlamalara katılan kaç ABD vatandaşı Bin ladin’i yetiştirenin kendi liderleri olduğunu ve hatta kulelerin yıkılmasını bile ona görev olarak verdirenin kendi yöneticileri olduğunu düşündü?
Orta Asya ve Orta doğu, 1850 lerden beri karıştırılmaktadır. Karıştıran da önce Avrupa ülkeleri, İngiltere ve sonra da ABD olmuştur. Denizlerin hâkimi İngiltere, Asya’nın hâkimi Rusya’ya savaş açmıştı. Geçen yıllarda aktörler değişti ama dizinin senaryosu ve seti hep aynı kaldı.
Petrole olan ihtiyaç azalmaktadır. Alternatif enerji kaynaklarına yönel inmektedir. Artık Orta Doğuya eskisi kadar ihtiyaç kalmamıştır. Ladin’e, Mübarek’e, Kaddafi’ye artık ihtiyaç yoktur.
Eh artık Kuzey Afrika ve Orta Doğuya Demokrasi gelebilir.
Yeni Ladinler olmaz mı? Olur. Her siyasi dönemin bir Ladini yaratılır.
Irak’a, Afganistan’a girmek için Ladin’e ihtiyaç vardı, çıkmak içinde Ladin’in cesedine.
Cesedi neden denize atıldı? İslam âlemine malzeme olmasın diye tabi ki. Fotoğrafları çekilmesin, ilahlaştırılmasın, ABD ye karşı yeni bir propaganda malzemesi yapılmasın diye.
Sağ yakalanamaz mı idi? tabi ki yakalanabilirdi. Ama istenmedi.
Çünkü yargılanma süreci, ABD ye karşı olaylara sahne olurdu.’’ Beni siz var ettiniz. Kuleleri yıkmamı siz istediniz ve yardım ettiniz.’’ demiş olsaydı, ne olurdu? Söyleyeceklerini ABD zaten biliyordu ki. Dünya kamuoyunun ise bilmesine gerek yoktu.
Ladin’in ölümü terörizmi bitirir mi? Tabi ki hayır!
Bugün terörizmin mekânı Orta Doğu olabilir. Aktörleri buralarda yaşıyor olabilir ama yaratıcıları burada değil. Onlar İngiltere’de, Fransa’da, Almanya’da, Amerika’da,..
Yaratıcıları yaşadığı sürece terörizm ve teröristler ölmez. Sadece aktörleri ve görevleri değişir.

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Ya siz nerede yaşadığınızı düşünüyorsunuz ?


1800 lü yıllarda bugünün AB ülkeleri (adına Amerika diyecekleri) coğrafyayı işgal etmekle, sahipleri olan Kızılderililerden gasp etmekle meşguldü. Buranın yerli halkı ile bir sürü yazılı anlaşmalar yaparak, halkı oyaladılar ve kandırdılar. Sonunda o toprakların asıl sahipleri, adına REZERVASYON BÖLGELERİ denilen kamp yerlerinde fakirlik ve yoksulluk içinde yaşamaya mecbur edildiler. Son Siyu kızılderili liderlerinden biri olan ‘’Oturan Boğa’’ ölmeden önce yaptığı bir konuşmada, ’’ Yapılan bütün anlaşmalara kim uydu? biz. Kim uymadı? beyazlar.’’ diyerek sitemini dile getirmiş.
AB ülkelerinden göç edip, ABD yi kuran sömürgeci güçler, dünyayı dar görmüşler ve 1960 larda uzaya
çıkmaya başlamışlar. Uzay gemisinin kalkacağı tarih yaklaşınca, birkaç yaşlı siyu kabilesi üyesi, NASA’nın kapısına gelmişler ve bir mektupları olduğunu, bunu da Ay’a götürmelerini ve akrabalarına vermelerini istemişler.
Görevliler kızmış ve kovmuş. Bir gün, ikinci gün derken bakmışlar yaşlılar ısrar ediyor ve konu medya ya da malzeme olmaya başlıyor, ‘’Peki’’ demişler ve mektubu ellerinden almışlar. Bir yetkiliye ulaştırmışlar. Yetkili, mektubu çöpe atmadan önce merak etmiş ve açmış:
’’Merhaba akrabalarımız. Sakın bir şey imzalamayın.’’ yazıyormuş.

Şimdi düşünüyorum da; bizim yetkililer, yıllardır halktan gizli bunlarla bir sürü anlaşmalar yapmıştır ve yapmaya da devam etmektedirler. Bizim halk olarak öğrenebildiğimiz kadarıyla yapılan bu anlaşmalara, Kıbrıs konusu ve vize muafiyetleri gibi konular başta olmak üzere hep bizim uymamızı istemekteler ama kendileri hiç oralı olmamaktadırlar. Anlaşmalara hep biz uyacağız ama onlar uymasa da olur. Boşuna’’ Tarih tekerrürden ibarettir’’ denmemiş. Sevr anlaşmasıyla da bize uygun görülen yaşam alanı (Rezervasyon Bölgesi) Anadolu’nun göbeğinde bir avuç yer değil miydi ?
Bugün de her fırsatta türlü türlü haritalarda, parçalanmış ve koparılmış bölgeleri göstermiyorlar mı?
Acaba bizler bugün, sınırları Misak-i Milli ile belirlenmiş, bağımsız bir Türkiye’de mi yaşıyoruz?
yoksa, her konuda ve her türlü sınırı belirleyen AB (veya ABD)’nin
bir REZERVASYON BÖLGESİNDE mi ? ben karıştırıyorum.
Ya siz nerede yaşadığınızı düşünüyorsunuz?

25 Şubat 2011 Cuma

Vizesiz Avrupa


Vizesiz Avrupa

Bir Taşkentli olarak, bir Taşkentli bakanın başında bulunduğu Türk Dışişleri Bakanlığından

bekliyorum:

AB Ülkelerine vizesiz gitmek hakkımız hukuken var iken, bunu neden hala kullanamadığımızı açıklasınlar.

Bilindiği gibi 2007 de Hollanda ve İngiltere’de lehimize verilmiş iki Mahkeme kararı mevcuttur.

2009 yılında da Avrupa Topluluğu Adalet Divanı’nın Avrupa’ya vizesiz gidiş yolunu açan bir başka kararı ilan edildi.

Tüm bunları kullanarak, Ankara’daki Konsolosluklara Dış işlerimizin yetkilileri neden baskı yapmaz?

Bu konuda hakkımız olan bir uygulamaya neden başlanmaz?

Bu konuda Bakanlık, Vatandaşlarımızı neden bilgilendirmiyor da, konsoloslukların eziyet boyutlarındaki uygulamalarını vatandaşlarımıza reva gördürüyor?

Vizesiz gitmek için her kişi ayrı ayrı mahkeme yollarında mı sürünsün?

Vizesi ( mahkeme kararı ile) kalkmış olduğu halde, bizi ( vize kolaylığı sağlıyoruz) gibi komik tavırlarla

daha ne kadar aşağılamalarına müsaade edeceğiz ?

Türklerin Avrupa’da artık işci olmadığını, işveren olduklarını, bunun da önemli bir güç olduğunun

farkında değil miyiz hala?

Bizim AB ye değil, AB nin bize ihtiyacı vardır ! Birçok AB ülkesi büyük krizler içindedir. Girmek için birçok tavizler verdiğimiz o birliğin ayakta kalacak fazla da bir hali kalmamıştır.

Son aylarda Ortadoğu’da ve kuzey Afrika ülkelerinde meydana gelen olaylar, Türkiye’nin bölgedeki

gücünü artırmıştır. AB de bunun farkındadır. Yeter artık ! Şu üzerimizdeki aşağılık duygusunu atalım. AB ülkelerinin bizden üstte olduğuna dair saçma inançlarımızdan kurtulalım.

Sarkozy’nin, Erdoğan karşısındaki rahat tavrını ve Erdoğan’ın iç çekmesini (sıkıntısını) TV de haberlerde gördüm de nasıl kızdım bilemezsiniz.

Onların içine girmeye çalışmaktan vaz geçelim. Göreceksiniz, onlar bizim kapımızı çalacaktır.

18 Şubat 2011 Cuma

Utanmalıdırlar


Atatürk’ü din düşmanı olarak görenler ve gösterenler utanmalıdır!

Bugün Hz Muhammed’in hala bir mezarı var ise, bunu Atatürk’e borçludur İslam alemi.

Merak eden, Yaşar Nuri Öztürk’ün hazırladığı Gazi Mustafa Kemal ve İslam adlı kitabı piyasaya çıkınca alsın okusun, konunun detaylarını öğrensin.

Atatürk, 1926 da Suudilere çektiği bir telgraf ile mezarın yıkılmasına engel olmuştur.

Suudiler, Hz Muhammed’in annesinin ve diğer önemli sahabelerin mezarlarını yerle bir etmişler, yol ve meydanlar yapmışlardır. Neden bunlar dile gelmez de Atatürk’ün siyasi alana getirdiği laiklik gerekçe gösterilerek ‘’dinsiz’’ damgası vurulur?

Bu telgrafın dışişleri bakanlığı arşivlerinde tutulduğu bilinmektedir. Neden basına dağıtılmaz da Atatürk’ün din düşmanı olmadığı halka gösterilmez?

Ben merak ediyorum. Ya siz ?

26 Ocak 2011 Çarşamba

Eyvah Eyvah




Cumhuriyetimizin 100. yılına doğru giderken neredeyiz ?
Doğudan geldiğimizi, tarihimizi ve özümüzü unutup, kendimizi hep batıya aitmiş gibi görür olduk.
Batılılar bizim için ne derse, onu ''doğrudur'' der olduk.
Sokaktaki vatandaşımız, Liseli gencimiz veya hergün izlediğimiz, hayranlık duyduğumuz dizi oyuncularımızın çoğu Meclisteki gurubu olan partilerin adlarını bilmiyor. Yılda kaç bayram kutluyoruz ? bilmiyorlar.
Daha dün bizi parçalamak için uğraşan, bugünde herfırsatta bizi birbirimize düşüren çalışmaların başını çeken AB ülkelerinin arasına girmek için ne kadar da çok tavizler veriyoruz.
Türkiye'nin bağımsızlık belgesi olan Lozan'ı hala kabul etmemiş olan ABD yi nasıl dostumuz olarak görmeye devam edebiliyoruz ?
Cumhurriyet düşmanları ortada (TV lerde, Gazetelerde) cirit atarken, sevdalılarının hapislerde tutulmasına nasılda seyirci kalır olduk ?
Şeyh Sait isyanını ve Dersim isyanını haklı gösteren, Sait Nursi'yi öven, Cübbeli Ahmet Hocanın nasihatları ile yol gösteren Tv programlarının sayısı ne kadar da çoğaldı.
Türkiye de ''Türküm'' demek, Atatürkün kurduğu ülkede ''Atatürkçüyüm'' demek nasıl da suç sayılır oldu ?
Peşlerinden kuyruk gibi takılıp gittiğimiz AB ülkelerinin, ABD nin ve genel anlamda Hıristiyan dünyasının Müslümanları nasıl gördüklerini Balkan Savaşlarında görmedik, Çanakkale savaşlarında görmedik, Kurtuluş savaşında görmedik, Bosna savaşında da görmedik de ne zaman göreceğiz ?
Balkanlardan ve Kafkaslardan sürgün edilen 9 milyon insanımızı, bu yolda ölen 5 milyon insanımızı ne çabuk unuttuk. Bunlara sebep olanlarla nasıl dost olmak için uğraşır olduk ?

Hainlerin içinde dost aramak nasıl bir körlük ?
Aşağıya inen yürüyen merdivende yukarıya çıkmaya çalışmak ne kadar da komik.
Tarih bilinci olmayan, tarihden ders çıkarmayan ve AB veya ABD de yetişerek ülkemize gelip bizi yöneten yöneticilerimizin çokluğunu görmek ne kadar acı
Eyvah ! Eyvah !

1 Ocak 2011 Cumartesi

Motosiklet Kültürü


Ülkemizde motosiklet kullanıcılarının genelde kötü bir imajı vardır.
Hani bir zamanlar, ''Şoföre kız verilmez.'' imajı vardı ya, onun gibi.
Bunda haklı olunan bir taraf da var; özellikle küçük cc motosiklet kullananlar ve bazı aklı havada büyük cc motosiklet kullanan gençler, bu imajı veriyorlar.
Ancak son yıllarda ülkemizde sayıları hızla artan motosiklet kulüplerinin, bu olumsuz imajın düzeltilmesi için uğraştıklarını görüyorum ve çok seviniyorum.
Neredeyse her ilde bir kulüp var ve bunlar, düzenledikleri etkinlikler ile yörelerinde
motosiklet kültürünün gelişmesi için olağanüstü çabalar gösteriyorlar.
Bu kulübün üyeleri, internet ortamında hem etkinliklerini duyuruyorlar, hem de eğitim amaçlı bilgiler yazıyorlar. Zaman zaman bölge Emniyet Müdürlüklerinin de bu etkinliklere katkı yapması, motosiklet kültürünün seviyesini yükseltiyor.
Üyesi olduğum MER MOK ( Mersin Motosiklet Kulübü) ve CBF TÜRKİYE'nin bu uğurda büyük çabalar gösterdiklerini biliyorum.
Dilerim 2011 de ;
daha çok genç motosiklet ehliyeti alır,
daha çok kask satılır.
daha az motosikletli kazalar olur ve
toplumun (Polisiyle, Şoförleriyle, Yayalarıyla,..) motosiklet kültürü daha da artar..

Yeni Yıl Mesajı

Tüm dost ve arkadaşlarımın
yeni yıllarını en içten dileklerimle kutluyorum.
Umarım, herkese sağlıklı ve kazançlı bir yıl olur.
''Demokratikleşiyoruz'' ayakları ile ülkemizin bir uçuruma sürüklenmesinin önüne geçilecek bir seçim sonucunu görmek kısmet olur inşaallah.

Yeniden Merhabalar

Merhabalar Dostlar,
Uzun zamandır bu blogu kullanmıyordum. Bundan sonra artık buradayım.
Yeni, güncel ve yararlı olacağına inandığım yazılar ile birlikte olacağız.