18 Mart 2015 Çarşamba

Neler oluyor bize? Okumuyoruz, duymuyoruz, körüz, çabuk unutuyoruz. . . Lozan Antlaşması sırasında Lord Curzon İsmet paşayı tehdit etmemiş miydi? ‘’ Bu gün bu masada kazandıklarınızı ileride birer birer geri alacağız.’’ dememiş miydi? Petrol yatağı Arabistan’ı bizden koparmak için İngilizler Lawrenc’i kullanmadılar mı? Musul’u almak için Şeyh Sait isyanı çıkarılmadı mı? Fransızlar Hatay için Dersim isyanına sebep olmadılar mı? Kıbrıs harekâtı sonrası Fransızlar ve Suriyeliler ASALAYI beslemediler mi? ABD yıllarca ambargo koymadı mı? GAP Projesi ile Türkiye güçlenecek diye, başımıza PKK’yı sarmadılar mı? Bir yandan da dini yönden bizi birbirimize düşürmek için F.Gülen’i ABD’de beslemiyorlar mı? Bunlar sadece şu an aklıma gelenler…daha neler var neler.. Türk halkı oldu Türkiyeli T.C. kalktı Saçma sapan haritalar ortalıkta vızır vızır dolaşıyor. Bu ülkeyi kuran, yukarıda sözü edilen hainliklerin çoğunu yapanların heveslerini kursaklarında bırakan tek kişi Atatürk, en büyük ortak düşmanımız oldu neredeyse. Neler oluyor bize? Biz bu kadar mı zayıfız? Bitlis’li, Kürt kökenli bir Türk vatandaşı olan çoook değerli emekli bir diplomatımız Sayın Kamuran İnanm ‘ın bir sözünü hiç unutmam: ‘’ Biz düşmanımızı dışarıda aramayalım. Bizim içimizde yeteri kadar düşman var.’’ 18 Mart Çanakkale gününde Atatürk’ü görmezden gelenleri de şiddetle kınıyorum.

19 Aralık 2013 Perşembe

Hırsızlık Babadan Oğla Geçer.

‘’Hırsızlık Babadan Oğula geçer!’’ diye bağırıyordu RT Erdoğan İstanbul İl başkanı olduğu günlerde bir kapalı spor salonunda. Buradan alınacak ders: soruşturmalar sadece oğullar ile sınırlı tutulmamalı, babaları da kapsamalı. Üç Y ile mücadele etmek vaatleri ile 11 yıl önce iktidara gelmedi mi AKP? Yoksullukla, Yolsuzlukla ve Yağmalarla. Son operasyonlar gösteriyor ki, bunlar bu üçün birini (Yoksulluk) halka, diğer ikisini ise (Yolsuzluk ve Yağmalar) kendi kurdukları çetelerle kendilerine akıtmışlar. Aslında işin kokusu ta başta çıkmıştı da kimse önemsememişti: Eski TOKİ başkanı Zeki Ergezen’in görevden alınması olayında; Muammer Güler’in oğluna ait hafriyat şirketine yüklüce bir ödeme yapılması istenmiş, adam kabul etmeyince de görevden alınmıştı. Ihlas Holding’in yurt dışındaki garibanların emeklerini çalmaları ne çabuk unutuldu? AKP’nin babası sayılacak Refah Partisi yapmamış mıydı o hırsızlıkları? Sonra da bunlar Erbakan’a özel bir yasa çıkarıp, aklamamışlar mıydı? Deniz Feneri olayı malum. Hırsızlık Refah babadan akp oğula geçmiş. TOKİ kurumu AKP’nin yolsuzluk yoludur. Bunu bazı TV kanalları ve gazeteciler zaman zaman dile getirirdi de kimse umursamadı. TOBB’un 34 bin Tl ye mal ettiği bir daireyi, TOKİ 54 bine mal ediyordu. Aradaki fark ne oluyordu? Son operasyon ile ortaya çıktı: aradaki fark, ayakkabı kutularında, ilgili kişilere verilmek üzere muhafaza ediliyormuş. Miktarları da Bakan çocuklarının evinde para sayma makineleri ile sayılıyormuş. Topkapı Sarayındaki bazı kıymetli eserlerin, Arap şeyhlerine hediye edildiği söylentilerine de bakalım bu soruşturma ile ulaşıla bilinecek mi? Daha neler mi? bilmediğimiz, saklanan o kadar yolsuzluk var ki… baksanıza Sayıştay Raporları bile Meclis’e getirilmiyor. Binlerce sayfa olan Raporun, sadece onlarca sayfası Meclise geliyor. Bu parti döneminde bu beyler 100 Milyar Euro çalmış. Senden, benden, ondan. Hepimizin geleceğinden; eğitiminden, sağlığından, emeğinden. Bir banka müdürünün evinde ayakkabı kutuları içinde milyonlarca dolar neden saklanır? Bakan çocuklarının evinde para sayma makinelerinde sayacak kadar çok para neden dolaşır? 11 yıldır bu ülkeyi tek başına yöneten bir iktidar, bunun hesabını ‘’bizden öncekiler..’’ şeklinde bir ifadeyle veya ‘’Seçim öncesi AKP yi itibarsızlaştırma çabaları..’’ gibi, artık komik olan bir açıklama şekli ile kurtulamaz. ‘’Mağdurum da Mağdurum’’ veya ‘’Ayağında Kundura’’ sanatçıların temiz sözleridir. Bu türden kirli siyasetçilerin ağzına yakışmaz, kimse de yemez. Bu son operasyon ile Cumhuriyet tarihimizin en büyük yolsuzluk iddiası, AKP’nin hanesine yazılmıştır. ‘’Tüyü bitmemiş yetimin hakkını kimseye yedirmeyiz.’’ diyerek halkın gözünün içine baka baka, tüyü bile yolmuşlar.. Bu vicdansızların yüreği, bakan çocukları sabah sabah evlerinden alındıkları için sızlamış. Sormaz mısınız onlara: bu ülkenin şerefli generalleri, gazetecileri, ve de Türkan Saylan’ı sabah sabah evlerinden alındıkları zaman, o yüreğiniz hiç mi sızlamadı? Osmanlı’dan kalma bazı alışkanlıklarımızı değiştirme zamanı gelmedi mi artık? Hazine Sultanın değil, Halkındır. Halk hazinesine sahip çıkmaz ise, birileri bunu yağmalar. Bu yağmacılara hesap sormak içinde demokrasilerde seçim sandığı kullanılır. Halk siyasete sahip çıkmalı. Halk, siyaseti bu kirli ellere bırakmamalı. Hangi partiden olursa olsun, siyaset kirli ellerden arındırılmalı. ‘’Benim hırsızım iyidir.’’ diye bir şey yoktur. Hırsız, hırsızdır ve sadece istifa etmesi yetmez. Mal varlıklarına el konulmalı ve cezalandırılmalılar. Meclis, ‘’Profesyonel siyasetçi’’ olan kaşarlanmış, yüzsüz ve hırsız siyasetçilerden seçimlerde temizlenmelidir. Sandık, halkın önüne bunun için konur. Sandık, hırsızlığın babadan oğula geçmesinin önüne geçmek için vardır. Buna rağmen seçiliyorlarsa; ‘’ Halk layık olduğu gibi yönetiliyor.’’ demektir.