12 Ekim 2012 Cuma
Menemen yemek isteyen yumurtayı kırmasını bilmeli
Bilgilerim beni yanıltmıyorsa; 1877-78 Osmanlı Rus Savaşının sebebi, Rusya’nın Balkanlarda bir Bulgaristan devleti kurdurmak istemesi idi.
Bunun için orada azınlıkta olan Bulgar halkını çoğunluk haline getirmek gerekirdi. Yaklaşık o zamanki iki milyon bölge nüfusunun bir milyonundan fazlası Müslüman Türk kökenli, kalanı Hıristiyan kökenli Bulgar, Rum ve diğerleri idi. Bunun için Türkler ya göçe zorlanmışlardır yada katledilmişlerdir.
Duruma itiraz eden bazı elçilere dönemin bir Rus elçisi olayları şu cümle ile değerlendirmiştir: ‘’Menemen yemek isteyen, yumurtayı kırmasını bilmeli.’’
Balkanlarda kurulması istenen Bulgar devleti Menemen, kırılması gereken yumurtalar ise Türkler idi.
Gelelim bu güne.
ABD Ortadoğu haritasında değişiklikler yapmak istiyor. Bunun için Irak-Suriye-Türkiye arasında bir Kürdistan kurdurmaya ( Menemen ) çalışıyor. Kırılması gereken yumurtalar ise Irak, Suriye ve Türkiye.
Irak tamam, Suriye üzerinde çalışılıyor. Var mı sıranın Türkiye’ye gelmeyeceğine inanan ?
6 Mayıs 2012 Pazar
Demokrasi ile yönetilen bir ülkenin üç temel kuvveti vardır:
Yasama ; yani kanun koymak, değiştirmek veya kaldırmak yetkisi TBMM’nin görevidir.
Yürütme; yasalara uygun bir şekilde işleri (kanunları) uygulamak ve yürütmektir ki, İktidar partisinin görevidir.
Yargı; Yürütme görevini yapan kurumları denetlemektir ki, başta Anayasa mahkemesi olmak üzere tüm bağımsız mahkemelerin görevidir.
Ülkemizde buna iki kuvvet daha eklenir : Basın : Mecliste kanun çıkarma aşamasında konuşulanları halka göstermek için Meclis TV,kanunların uygulamadaki aksaklıklarını örnek olaylar ile gösteren TV kanalları ve yazan Gazeteler.
Ordumuz : Zaman zaman sivil siyasilerin demokrasiyi yaşatmada gösterdikleri beceriksizlikleri düzeltmek için ara sıra zorunlu oldukça işleri tekrar rayına koymak amacıyla kışlasında bekleyen kuvvet. Çok iyi hatırlıyorum, 10 yıl öncesine kadar sokakta kime sorsanız ‘’ En çok güven duyduğunuz kurum hangisidir?’’ cevap %80 oranında TSK olurdu. Bugün geldiğimiz duruma bir bakın: Yürütme+Yasama+Yargı+Basın+Ordu = AKP AKP Her şeyi çok iyi yapıyor da ben mi göremiyorum? Merak ediyorum:
Meclis TV 19.00 dan sonra neden yayınını kesiyor? AKP olay çıkması muhtemel yasa tekliflerini neden hep bu saatten sonra meclise getiriyor? Bağımsız Türk mahkemelerine neden güven duyulmuyor da, Özel Yetkili Mahkemeler önemli davalara bakmakla görevlendiriliyor? Mevcut Anayasa askeri bir Anayasa olduğu için demokratik değilmiş. Oysa %80 in üzerinde bir oyla halkın beğenisini almıştı. Şimdi getirilecek olan dini yönleri ağır bir Anayasa çok mu demokratik olacak? Liseye giden kızların evlenmesine izin verecek bir anlayış mı demokratik olacak ? AKP karşıtı gazeteciler ve TSK mensupları süresiz Silivri’de hapis tutulması mı demokratik? Ülke topraklarını yabancılara ( Karşılık ilkesi olmadan ) satışa çıkarmak mı demokratik? Bölgemizde kendi ve komşularımızın çıkarını değil de, ABD’nin çıkarını korumak mı demokratik? Halkı dinciler-dinsizler, Kürt-Türk, Alevi-Sünni,.. şeklinde ayrıştırmak mı demokratik? Bize bağımsız bir ülke kurup giden o yüce değer Atatürk’e halkı düşman etmek mi demokratik? Milli Bayramlarımızın tırpanlanması, yerine Kutlu Doğum Haftalarını getirmek mi demokratik? Benim kafam çok mu karışık? Kim böyle bir demokrasiyi bize laik görüyor ?
8 Nisan 2012 Pazar
Suriye de neler oluyor?

Suriye’de neler oluyor?
Ben Üniversitede bir öğretmen olarak bu soruya cevap veremiyorum. Takip edebildiğim TV ve Gazetelerden bu konuda o kadar farklı , yanlı (?) ve çelişkili haberler izliyor ve okuyorum ki..
Esed ailesi yönetimi bu güne kadar ülkede hep bir mezhep ayrımcılığı uyguladıysa, halk bugüne kadar neden sessiz kaldı? neden birden top yekun isyana kalkışıyor?
2 yıl öncesine kadar T.Erdoğan, tüm bakanları ve iş adamları ile oraya gidip, kardeşlik görüntüsü vermediler mi ? Vizeler kaldırılmadı mı? Şimdi oraya müdahale etmek için neden can atıyor?
ABD’nin Irak’dan aldığı dersi, Suriye’den de almamak için, yerine Türkiye’yi mi sokmaya çalışıyor? Bu sefer olan bize mi olacak? ABD’nin bölgede çığırtkanlığını yapmak bize mi düştü?
Hatay’da (Suriye’den daha kimse gelmeden) Kamp yerleri hazırlanmış. 1o milyonlarca dolar harcanıp, ultra lüx imkanlarda Kamp alanları hazırlanmış. Suriye’de günlük yaşamında görmediği imkanları, gelenler bu kamplarda kullanıyormuş. Bu kampların rahatını ve bedavalığını duyan geliyormuş. Devlet babamız bunlara günlük harcamaları için de ( bir nevi kredi kartı gibi) kartlar dağıtıyormuş. Belli ki bu kartların limitlerini Suriye’den gelen bedavacılar beğenmemişler ki, Hatay’a gidip, devletimizin kullanmaları için verdiği Isıtıcı ve tüpleri satıyorlar, paraya çeviriyorlarmış. Suriye’den savaştan değil de bu lüx ve bedava ortamdan faydalanmak için gelenlerin sayısı 20 bin civarına ulaşmış. 40-50 bine ulaşması bekleniyormuş. Neler oluyor?
Bunların kamp masrafı bizim bütçeden mi çıkıyor, yoksa ABD’nın mi?
Hatay’lı ve Gaziantep’li tüccarlarımızın ticari zararlarını ABD biz ödeyecek mi ? Nakliye sektörünün zararlarını kim ödeyecek? Yoksa Irak’da olduğu gibi burada da mı avucumuzu yalayacağız?
İnanamadım; AKP’nin Cumartesi günü Konya’da yapılan İl Toplantısında, Dış işleri bakanımız ‘’ Biz bölgeyi değiştirebilecek bir küresel gücüz.’’ demiş. Ben yanlış mı hatırlıyorum? bizim politikamız: Yurtta Sulh, Cihanda Sulh değil miydi? Ne zaman etrafımızı değiştirmeye başladık? Ne zaman ABD bu konuda bize lütufta bulundu?
ABD bize verse verse taşeronluk verir. Yöneticilerimiz bize yalan söylüyor. TV’lerimiz ve Gazetelerimiz bize birçok konuda olduğu gibi Suriye konusunda da doğruları duyurmuyor.
23 Mart 2012 Cuma
Holizm

Holistik Politikalar.
Holizmde bir bütün ve bu bütünü oluşturan birçok parçalar vardır. Hiçbir parça, bütünden daha büyük/değerli/güçlü olamaz. Yani 1+1= 2 dir. İki tane 1’in her biri 2 den büyük olamaz. 2 ye denk olabilmeleri için birlikte olmak zorundalar.
Türkiye bir bütündür.
Türk Milleti bir bütündür. Bu bütünlük, Türkün etrafında (Selçuklu ve Osmanlıda olduğu gibi) bir bütünlüktür, Türkün emrinde bir bütünlük değil.
Bu bütünler, birçok parça ( bölge ve halklardan ) meydana gelir. Bir arada kaldıkları sürece, bütünü korudukları sürece güçlü olurlar. Dağılır ve bütünü bozarlarsa, asla güçlü olamazlar.
Aklımızı başımıza toplayalım; Dedelerimiz bu milleti bu vatan üzerinde Kurtuluş Savaşıyla bir araya getirdi. Onları da Atatürk bir bütün haline getirdi.
Bu bütünü bozmak için uğraşan, kendi ekonomik çıkarları için her türlü dalavereyi uygulayan ABD ve AB ülkelerinin oyunlarına kanmayalım. Geleceğimize yazık etmeyelim.
17 Mart 2012 Cumartesi
Türk Milleti !

Türk Milleti
Atatürk, Türk milleti demek Cumhuriyeti kuran halk demektir diye bir tanım yapmış. Sadece Orta Asya’dan gelenleri kastetmemiş, asyalısı, arabı, kürdü, bulgarı, lazı, çerkezi .. ile Cumhuriyetin kurulması sürecinde savaşa öyle veya böyle katılmış her kökeni tanımın içine katmış ayrımcılık yapmamıştır.
Kim Kastamonu’da Şerife bacının, Erzurum’da Nene hatunun kökenini merak etti?
Şimdi neden Yeni Anayasa Komisyonunda bu tanım ile uğraşılıyor. Kimleri neden rahatsız ediyor?
Neden Türkiye Vatandaşlığı, Türkiye Halkı gibi vatandaşları kendi içinde ayırmaya zemin hazırlayan bu türden kavramların benimsenmesine çalışılıyor? Bu tartışmalara katılanlar, bu ülkeye değil de muhtemel düşmanlarımıza hizmet ettiklerinin farkında değiller mi ?
Eğer bu Milletin içinde bir kesim, yaşam koşullarından memnun değilse, bunun hesabını kendilerini temsil eden ilgili politikacılardan sorsunlar. Onları seçimlerde değiştirsinler. Demokrasi budur. Her kesimden temsilci TBMM de mevcuttur. O makamlar her TC vatandaşlarına açık değil mi ?
Bir Millet olmasaydık Kurtuluş Savaşını kazanabilir miydik?
Olur da tekrar bir kurtuluş savaşına gerek kalırsa, hangi bağla birbirimize bağlanacağız? Herkes kendi kökenini kurtarma çabasına girerse, elimizde bu vatan kalır mı ? Misak-ı Milli sınırları öncesine dönülmez mi ?
Ha, zaten amaç da bu mu yoksa?
Zaman çözülme değil, birleşme zamanıdır. Türk Milleti kavramını yok etmek değil, yükseltmek zamanıdır. Hadi sizde bir şeyler yapın. ABD veya AB den beklemeyin.
11 Mart 2012 Pazar
4+4+4
4+4+4
Dünyada bir çok ülkede %90 oranında eğitim 12 yıldır.
Bizde de 12 yıl olması normaldir.
Gelişen teknolojik çağı da dikkate alırsak, eğitim yaşının 7. yerine 6. Yaşında başlaması da normaldir.
Dünyada hiçbir ülkede 12 yıl kesintisiz değildir. Kademelendirme, ülkelerde 5+3+4, 6+3+3 veya 4+5+3 şeklinde değişmektedir. Bizde de 4+4+4 uygulamasına geçilmek isteniyor.
Bizim sorunumuz, bu kademelendirmeyi değiştiren partinin adının AKP olmasıdır. Yani dini eğilimleri ağır bir partinin bunu yapmaya çalışmasıdır. Geçmişte İmam Hatip liseleri hakkında şu veya bu şekilde yapılan tartışmaların da olmuş olması, insanların kafasını hemen karıştırıyor ve konuya bir önyargı ile yaklaşmasına sebep oluyor. Kızlarımızı okuldan alıp, önce İmam Hatiplere çekilmesi sonra da evlerine hapsedilmesi amaçlanıyor gibi bir telaşa kapılıyoruz. Doğru mudur, değimlidir? bunu zaman gösterecek. Bu endişeyi ortadan kaldırmak için, şu haftalarda TV’lerde hükümet ( böyle olmayacağı yönünde ) reklamlar yapmaktadır. Sünni Müslüman olmayanlar, Alevi olanlar gibi farklı inançta olanların durumu ne olacak? Arapça, Kürtçe,.. gibi farklı dillerin eğitimi verilecek mi? bunlar detay.
İmamlık bir meslekse, bunu bir meslek lisesinde bir bölüm olarak yerleştirilmesi ve eğitimi verilmesi yeterli olmalıdır. Tornacılık bir meslektir ama Tornacılık diye bir okul yoktur. Meslek Liseleri içinde bir bölümdür.
Dini eğilimleri ağır basan bir iktidarın icraatları, dini konular üzerine yoğunlaşacaktır. Bunda anormal bir şey görülmemeli. Yarın dini eğilimi az olan, bir parti iktidara gelir (se) , o da önem verdiği başka konulara yönelecektir. Belki (büyük ihtimalle) geçmiş iktidarın değiştirdiğini, yeni iktidar, tekrar değiştirecek ve bu iş gene yap boz edilerek devam edecek. Böyle ilerleyemeyecek, Mehter takımı gibi iki ileri, bir geri adım atmış olacağız.
Bu değişikliği dini eğilimi ağır olmayan bir parti yapmaya kalksaydı, bugün yapılan tartışmaların çoğu olmazdı. Bu gerçeği göz ardı etmeyelim.
Bana öyle geliyor ki ana çerçeveyi kaçırıyor, detaylarda boğuluyoruz. Nedense kimse, öğrencileri Dershanelere mahkum etmemizin yanlışı üzerinde durmuyor. ÖSYM sınavları ve Dershanelere mahkumiyet, eğitimde temel sorunlarımızın başında gelir. Bir ilde akıllı tahta ve bilgisayar dağıtıyorken, diğer bir çok okulda hala öğretmenimiz yok.
Temel yanlışımız: eğitim sistemimizde uzun vadeli ( 10 -20 yıllık) planların olmamasıdır. Her gelen yeni iktidar, önce eğitim sistemi ile oynuyor. Yap boz tahtasına döndürüyorlar.
Dış Politikada, Savunmada ve Eğitimde uzun vadeli planlar kesinlikle olmalı. Bunların ihmali ülkeye zarar verir.
29 Şubat 2012 Çarşamba
Sarkozy Yasası
Türkiye’yi oyuna getirme çabaları tam gaz devam ediyor.
Dikkat: sol vurmak için sağ gösteriliyor. Yine hayretle izliyorum: Fransa’da Anayasa Konseyinin kararı, birçok TV kanallarında halkımıza yanlış aktarılıyor. Biraz açalım. Fransız Anayasa Konseyi, ‘’Türkler, 1915 ler de Ermenileri katletmemiştir.’’ diyen, suç işlemiş olmaz dedi sadece. Yani isteyen katletmiştir desin, isteyen katletmemiştir desin, kim ne derse desin. Konuşmaya ceza verilemez demiştir. O kadarcık.
Fransız Parlamentosunun 2001 de çıkardığı Yasa ile bir ilgisi yoktur! Neydi o yasa? Fransa ,Türklerin 1915 de Ermenileri katlettiğini kabul eder. Bu görüşten vaz geçilmiş değilki. İsviçre, inkar etmeyi suç sayan kanunu yürürlüğe koymuştu, Fransa da koymak istedi ama Anayasa Konseyinden döndü. İsviçre de bu uygulamadan döner mi? zannetmiyorum. Fransa, seçimlerden sonra konuyu tekrar gündeme alıp, bir iki kelime değişikliği ile yeniden uygulamaya koymaya kalkar mı ? büyük ihtimalle evet. Yani Fransa da bu işin peşini bırakmazlar. Niye mi? Çünkü Türkiye’nin AB ye alınmasını istemiyorlar. Türkiye aleyhine kullanabilecekleri bir malzeme de ondan. Yoksa, Ermenileri düşündükleri için felan değil. Tarihte Ermenileri en çok düşünen güç: Osmanlı olmuştur! Ermeniler, Osmanlının sadık tebası idi. Bunlar unutulmasın!
Bugünlerde bazı TV’lerde sözüm ona bazı aydınlar, ‘’ Fransa’nın Anayasa Konseyinden çıkan bu karar ile Türkiye’nin önü açıldı. Türkiye bu fırsatı değerlendirmeli ve Dersim olayında ki özür gibi, Ermeni katliamı konusunda da bir özür dileyerek adım atmalı…’’ saçmalığını ortaya sürüyorlar. ASLA. Bu Vatana hainlik olur. Türkiye’nin bu konuda kimseye bir özür borcu yoktur.
Bu konuda birileri, birilerinden özür dileyecek ise eğer; * İngilizler ve Ruslar, Ermenilerden
*Boğazlıyan Kaymakamını haksız yere asanlar, Kaymakamın ailesinden
*7 Cephede savaşa giden erkeklerinin arkasından, köyde kalan kadın, çocuk ve yaşlıları öldürdükleri için de Ermeniler, Türklerden özür dilemelidirler.
*Hocalı katliamına hala seyirci kalan insan hakları savunucuları, Azerbaycan’lılardan özür dilemelidirler.
Şubat ayını tamamını bu konu ile meşgul ettik. Mart ayında sadece 2-3 gün Çanakkale şehitlerimize vakit ya ayırırız, ya da ‘’İlgili kişiler kutlasın.’’ der, ülke çapında anma etkinliklerini İPTAL ederiz. Öyle ya, İngiliz ve ABD dostları küstürmemek gerek. Nisan’ın konusu ne mi? o zaten belli; 24 Nisan da ABD başkanı konuşmasında SOYKIRIM kelimesini ağzından çıkaracak mı çıkarmayacak mı?
İyi uykular Türk gençliği,. Her nerede uyuyor ve uyutuluyorsan..
20 Ocak 2012 Cuma
Milli Bayramlarımız

Neler oluyor ?
23 Nisan törenleri Kutlu Doğum Haftası içinde eritildi.
19 Myıs törenleri, okulların içine hapsediliyor.
29 Ekim töreni 1 ildeki deprem gerekçesiyle, 81 ilin tamamından kaldırıldı.
30 Ağustos töreni de eminim, bir bahane ile daraltılacak.
Cumhur’un başından gelen açıklama: ‘’ Bu bayramları, hitap ettiği kitleler kutlansın.’’
Yani herkes kutlamak zorunda değilmiş gibi.
Neler oluyor? Bu bayramlar hepimizin değil mi ? Hepimiz kim : Kurtuluş savaşında evlatlarını cephelerde ölüme gönderen herkes değil mi ? Türk’ü, Kürd’ü, Alevi’si, Sünni’si, Laz’ı, Çerkez’i,..
Misak-ı Milli sınırları içinde yaşayan herkesin değil mi ?
Bizi ayrırmaya çalışan İngilizlerin, AB ülkelerinin ve ABD nin yaptıkları az mı geliyor da, bizi yönetenler de bu milleti çözmek için çaba gösteriyor?
Milli bayramlar, bizi birbirimize bağlamıyor mu? Bizi Millet yapan birer tören değil mi ?
Şimdi kalkıp, Milli bayramları kutlayanlar ve dini bayramları kutlayanlar diye halkı ikiye ayıralım mı ?
Ocak tatilinde Çanakkale’ye gezi düzenleyen okullara, bu yıl genelge gönderildi:
‘’ Umreye göndereceğiz ‘’ diye.
Biz Kutuluş Savaşını sadece Avrupalı devletlere karşı yapmadık, aynı zamanda; İslam dinini çıkarlarına alet eden, sulandıran Osmanlı yöneticilerine karşı da yaptık.
Neler oluyor? .. Sil baştan mı ?
Bunu yapanlar, Cumhuriyet’in kendilerine tanıdığı imkanları kullandıklarının farkında değiller mi ?
Bizim dışarıda düşman aramamıza gerek yok, içimizde fazlasıyla var.
8 Ocak 2012 Pazar

Ermeni Soykırımı Meselesi
Bu konuda şu gerçekler hiçbir zaman unutulmasın:
Bu iddalar, tarihi bir gerçek değil, siyasi bir amaçtır. İngilizlerin Osmanlıya yaptıkları baskı ile başlar. Dünya kamu oyuna, Osmanlı Ermenilere ( Hırıstiyanlara) baskı yapıyor iddalarını içeren MAVİ KİTAB ile başlar. Bu kitap, İngilizlerle Almanların arasında oluşan bir propaganda savaşının sonucu çıkarılmıştır. Osmanlı da Almanları desteklediğine göre, Osmanlıya karşı bir şeyler yapılmalıydı.
Osmanlı da sadece Türkler yaşamıyordu. Osmanlı nüfus yapısı unutulmasın. Onca karışık nüfus içinde Türkler, Ermenileri neden birden katletmeye başlasın ki ? Buna bir sebep yoktu. Buna bir niyet ve imkan da yoktu. Gençlerin hepsi, 7-70’e yedi cephede savaşa gitmekte ve geri dönmemekte idi. Geride, yaşlılar ve kadınlar kalmıştı. Onlar mı Ermenilere saldırmaya niyetlendi ?
İngiliz ve Rusların kışkırtmaları ile, kentlerde kalan Ermeniler, fırsatçılık yapmaya kalkışmışlar, bunun geldiği seviye de tahammül edilmez bir hal alınca, Osmanlı ordusunu besleyen ve eğiten Alman subayların tavsiyeleri ile TEHCİR kararı alınmıştır.
Tehcir Kararı ; Ermenilerin öldürülmesi kararı değildi. Kentlerde olaylara karışan ve planlayan Ermenilerin, belirlenen bölgelere geçici olarak gönderilmesi kararı idi. 1915 de alınan bu kararın 100. Yılına yaklaşıldıkca ( 2015 ) konu iyice ısıtılmaktadır. O günlerde İngilizlerin işine gelen bu konu, bugün ABD’nin ve AB ülkelerinin işine gelmektedir.
T.C. Develetine karşı da bu siyasi iddalar kullanılmaya devam edilmektedir. Çünkü; Lozan Antlaşmasından memnun olmayan çok ülke vardır. Bu ülkelerin başını ABD çeker; hala Lozan’ı tanımamaktadırlar.
Ermenileri düşünselerdi, bugün Ermenistanda hayat gülük gülüstanlık olurdu. Oysa orada her geçen gün nüfus göç sebebiyle azalmaktadır, insanlar açlığa yakın perişan durumdadır. Yazık bu insanlara. Ancak bu gün bu insanlar isteseler bile, bu meseleyi sonuçlandıramazlar. Çünkü konu, artık onların meselesi olmaktan çoktan çıktı.
Tarihte neler olduğunun hiçbir önemi kalmamıştır. Bugün önemli olan; mevcut güçlü devletlerin, tarihi nasıl görmek istedikleridir.
Ermenilere yazık edilmiştir. Kürtlere de yazık edilmektedir. Tarih, buna benzer çok örneklerle doludur. Kimileri oyun oynar, kimileri de oyuncak olur. Olan da zavallı vatandaşlara olur.
Bu meselenin günümüzde beni en çok üzen yönü ise; mevcut yöneticilerimizin, bu konuda sadece yeri geldiğinde savunmaya geçmeleridir. Oysa, sürekli olarak bize yapılan zulüm ve katliamları dile getirmemiz ve bunlarla ilgili bilgileri gündemde tutmamız gerekir iken, AB ye girme sevdamız ve ABD ye yaranma gayretlerimiz yüzünden susmamızdır.
Manda ve Himaye ile..

Manda ve Himaye ile..
Ülkemizin zenginliği Türklerin sayısının çokluğu değil, her kesimden insanların sayılarının çokluğudur.
Mevcut anayasamız da, bu kesimlerin hepsine aynı hakları tanımaktadır.
Ülkemizin zenginliğini bize kasıtlı olarak çarpıtan TV, gazete, siyasetci ve sözde aydınlara da hayret ediyorum.
Bizim Kurtuluş Savaşı ile oluşturduğumuz birlik ve bütünlüğümüzü parçalamaya yönelik bu tür yayınlar tesadüfi değildir. Unutulmamalıdır ki, terör konusunda bize destek verdiğine inandığımız ABD, bu ülkenin bağımsızlık belgesi olan Lozan’ı henüz kabul etmiş değildir.
İçine girmeye çalıştığımız AB , bizim Kurtuluş Savaşı yapmamıza sebep olan ülkelerdir. İngiltere temsilcisi, Lozan’da İnönüye; ‘’ Şimdi masada aldıklarınızı, zamanla sizden geri alacağız.’’ diyerek, bugün yaşadıklarımızın işaretini vermişti.
Atatürk bağımsızlığımızı Manda ve Himaye ile değil, ona karşı gelerek kazandırmıştır. Bu gün bu ülkede seçim kazanmak isteyenlerin ABD veya AB den izin olması ne kadar da acıdır.
Siyasilerimiz Manda ve Himaye’ye sırtlarını dayadığı sürece, bizi daha çok acı günler bekler.
7 Ocak 2012 Cumartesi
Kaçakcı, Terör ve Askerimiz

Kaçakcı, Terör ve Askerimiz.
Son günlerde, öldürülen 35 kaçakcı sebebiyle yine ordumuza saldırılmaktadır.
Kaçakcılar, sınır boylarında özellikle Van – Hakkari - Şırnak sınırlarında, yani İran-İrak-Türkiye sınırlarının bir birine yaklaştığı bölgelerde yoğun bir şekilde faaliyet gösteriyor. Benzin, Silah, Eroin, hayvan ( Koyun) kaçakcılığı yapılmaktadır. Bu kaçakcılıktan kimler besleniyor ?
İlçe kaymakamları, Hizmet götürme birliğine para almıyor mu ? alınan paraların miktarı, tarım faaliyetlerinden gelemiyecek kadar çok olduğuna göre ? topladıkları paranın kaçakcılıktan geldiğini onlarda biliyor. Köy muhtarları kazanmıyorlar mı ? o yöre halkı bu kaçakcılıktan beslenmiyor mu ? Bu kaçakcılığı, Anayasada da belirtildiği gibi, önleme görevi sınırda askerin. Herkesin memnun olduğu bir sistemi sadece asker nasıl önlesin ?
Ülkemizin o bölgesi, çok dağlıklı bir arazi. Sınır duvarı veya teli de yok. Neredeyse her 10 km de bir askeri kontrol noktası var o kadar. Ama bu kontrol noktaları arasında kaçakcıların kullandığı sayısız patika yol var. Sınır boyunca, askerlerin sevkiyatını kolayca sağlayacak yol da olmadığına göre, o imkansızlıklar içinde mehmetcikden hangi mucizeler beklenebilir?
PKK bu kaçakılardan sınır boylarında, gelip-geçtiği yollara karakol noktaları koyarak haraç aldığını sağır sultan biliyor. PKK nın en büyük geliri bu kaçakcılardandır. Buradan elde edilen gelir ile silah ve mühimmat alan teröristler, sınırdaki askerlerimizi şehit etmiyorlar mı ? Karakolları basmıyorlar mı ?
Kaçakcılar ile terör iç içedir. Sınırı geçen kimsenin de alnında ben kaçakcıyım veya ben teröristim yazmadığına göre, sınırda her 8-10 ayda bir değişen asker nasıl ayırt etsin ?
Askerin kaçakcıyı vurması suçta, onların terörü beslemesi suç değil mi ? Asker vursada suçlu, vurmasa da suçlu ilan ediliyor. Bu askerler bizim. Bunlar bizi, yani devlete vergi veren vatandaşları korumakla görevli. Anayasal suç işleyen kaçakcıların ve teröristlerin ülkemize ve insanlarımıza zarar vermesini önlemeye çalışmaktadırlar. Kaçakcılık ve terörü yaratan ve besleyen sebebler siyasi mi askeri mi ?
Askeri bu kadar yıpratmaya, suç işleyenleri ve onlara destek verenleri korumaya yönelik, söz ve yayınların yapılmasına hayret ediyorum. Siyasilerin hatalarını neden askerlerimize yüklüyoruz ?
6 Ocak 2012 Cuma
Nereye kadar ?
Nereye kadar ?
Em.Gen.Kur.Bşk.İlker Başbuğ’un tutuklanması ile iyice arapsaçına dönen Ergenekon, Balyoz gibi davaları artık Tv’lerden takip edip bir anlam vermem mümkün olmamaktadır. Tv lerde verilen bilgilerin çoğuna inanmıyorum. Bir intikam almaya döndüğüne inanıyorum. Süren davaların detayları içinde boğulmadan bakılırsa, hepisinin ortak yanı Cumhuriyet yanlısı olmalarıdır.
Özel Yetkili Mahkeme ne demektir ? Savaş durumu veya olağan üstü bir durum mu var ki, normal mahkemeler yargılamıyor? Neye veya kime göre özel ? İktidar partisinin istediği doğrultuda yargılama yapacak anlamda mı özel ? Ya yarın başkaları iktidara gelirse ? onlarda kendilerine göre özel mahkemeler mi kuracak ? bu bakış açısı ile bu ülke nereye gider ? Muhalefetin olmadığı ülkelerin yönetimine ne ad verilir ?
Mevcut duruma eminim ki Türkiyede orduyu zayıflatmak isteyenler çok seviniyorlardır. Ordumuzun öyle veya böyle , şu veya bu sebeple moralsizleştirilmesi, yıpratılması Yunanlıyı ve Ermenileri şımartır. Siyasilerimizin ordu mensupları ile sürtüşmesinin zararını bu ülke çok görür. Sayıları 250 yi bulan ordu mensubu tutukluların hepsinin de suçlu olması mümkün değil, mantıklı değil. Cumhuriyeti devirmeyi düşünmek suç olmuyor, APO’nun hapisten PKK’ya talimat vermesi suç olmuyor, Devletden maaş alan BDP’lilerin söylem ve davranışları suç olmuyor, Milletvekilliği dokunulmazlığı zırhı içinde menfaat sağlayanların yaptıkları suç olmuyor da, Cumhuriyeti devirmeyi düşünenlere karşı tedbir almak mı suç oluyor ?
İlker Başbuğ, ordunun genel kurmay başkanı olan bir kişi nasıl terör örgütü kurmakla tutuklanır ? Ne kadar komik. Terör örgütü ifadesinin tanımı yeniden yapılıyor herhalde . PKK vatan sever bir kuruluş, ordumuz ve yöneticileri ise terör örgütümü oluyor?
Kafam çok karışık. TV’ler bilgi kirliliği içinde. Bu gidişatın sonunu göremiyorum. Birileri bizimle dalga geçiyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


