28 Kasım 2011 Pazartesi

BOP



Tesadüftür tesadüf
Son birkaç yıldır Kuzey Afrika ülkelerinde kazanlar kaynıyor, yöneticileri yönetimden halk isyanı ile çekilmeye zorlanıyor. İsyanların aynı zamanlarda peş peşe başlaması tesadüftür tabii tesadüf.
Irak ve Afganistan’a götürüldüğü gibi, buralara da DEMOKRASİ ve ÖZGÜRLÜK getirme zamanı gelmiş demek ki.
Bu ülkelerin hepsinin de BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ kapsamı alanında olması tesadüftür tesadüf.
Bu güne kadar ABD ve AB nin destekleri ( kışkırtmaları) ile ayaklanan ülkelerde, huzur ve demokrasinin bir türlü yerleşememiş olması, insanların diken üstünde yaşaması da bir tesadüftür mutlaka.
BO Projesi’nin kapsadığı ülkelerin hepsinde de son 10 yıl içinde CIA’nın öneri ve destekleri ile birer ADALET VE KALKINMA PARTİSİ adında partilerin kurulmuş olması da mutlaka bir tesadüftür.
Kuzey Afrika ülkelerinde ve Ortadoğu coğrafyasında son iki yılda artan bahar havalarının (ayaklanmalarının), 2006 da ABD Silahlı Kuvvetler Dergisinde basılan harita ile örtüşmesi de mutlaka bir tesadüftür. Bu haritada gösterilen sınırların 1965 de S.Demirel’e sunulan bir Teklife tıpa tıp benzemesi de tesadüftür. O yıllarda S. Demirel’e ADALET PARTİSİNİ ABD’nin kurdurması da tesadüftür.
Türkiye’de Atatürk’ten sonra kurulan partilerin çoğunun ABD destekli kurulmuş olmaları elbette tesadüftür! Laik T.C. Devletinde dini bir parti de eksik olmasın deyip, 1969 da N.Erbakan’a MNP’ni kurdurtanında ABD olması, hiç kuşkusuz bir tesadüftür.
İlgili dergideki haritada, Irak-Suriye-Türkiye ortasında bir HÜR KÜRDİSTAN gözükür. Son yıllarda Irak ve Suriye’ye karşı savaş kışkırtıcılığı yapanların seslerinin yükselmesi, Türkiye’nin de bir şekilde ( Füze Kalkanları gibi ) bu ortamın içine çekilme gayretleri mutlaka bir tesadüftür. T.C. Devletinin kuruluşundan beri gündeminden düşürülmeyen Kürdistan konusunda; 1965 de S.Demirel’e, 1980 de T.Özal’a ve 2000 de de T.Erdoğan’a ABD’nin teklif ve yardımlarda bulunması elbette tesadüftür!
1979 da başlayan İran-Irak savaşına Türkiye’nin de girmesi gerektiğini savunan kişiler ile bugün Suriye’ye Türk ordusunun girmesinin isteyenlerin aynı taraftan olmaları da tesadüftür.
Ülkemizin başına 1974-84 arasında Ermeni Terörünün, 84 den bu yana Hizbullah ve PKK terörünün musallat edilmesinde de yine bu dost ülkelerin desteğinin olması mutlaka bir tesadüftür.
Kars’ın Ermenistan’a, Hatay’ın Suriye’ye ve Trakya’nın da Yunanistan’a ait olduğunu gösteren haritaların; o ülke okullarındaki kitaplarda yer alıyor olması elbette bir tesadüftür.
Geçerlilik süresi 100 yıl olan T.C. Devleti kuruluşu belgesi Lozan anlaşmasının bitimine az süre kaldıkça, ( 1923+100 yıl) tesadüflerin sayısı da artmaktadır. Bu tesadüfler, benim Anamur’dan görebildiğim ve hatırlayabildiğim kadarıdır. Halktan gizlenen onca bilgi ve anlaşmalarında olduğunu da var sayarsam; hatırladıklarım, buzdağının görünen kısmı olur.
Halk, TV’lerin en çok izlendiği saatlerde diziler ve ninniler ile uyutulurken, atı alan göstere göstere Üsküdar’ı geçiyor da, kimsenin umurunda değil.
Hala; sınırları belli ve kendimize ait bir ülkede yaşıyor olmamız tesadüf değildir inşallah.

13 Kasım 2011 Pazar

10 Kasım

Eğer Atatürk yaşasaydı?
Bugün ne olurdu? o ne yapardı? gibi sorular çok sık sorulmakta.
Hiç kimse bu sorulara bir cevap veremez.
Zaten bu tür sorular da, cevabı da gereksizdir.
1938 de vefat eden Atatürk’ümüzü, her vesile ile her türlü görüşümüze malzeme yapmaktan artık vaz geçelim.
Araştıranlar bilir ki, o sağlığında kendisini KEMALİZM, ATATÜRKÇÜ gibi kavramlar içinde kalıplaştırılmasını istememiştir.
Onun isteği; halkını çağdaş medeniyetler seviyesine çıkarmaktı.
Onun isteği; diktatörlük değil, demokrasiydi.

O, o günün koşullarında, okuduğu binlerce kitaptan edindiği bilgilere ve yaşadıklarına göre doğru bildiğini yapmış ve yaptırmıştır. O da bir insandı.

O gün, oralarda kalmıştır. Bu gün buralardadır. Koşullar, imkânlar, görüşler, dünya düzeni, … çok şey değişmiştir. Bu da çok doğaldır. Hiçbir şey durağan değildir.

O günleri konuşabilir ve tartışabiliriz, ama değiştiremeyiz ve küçümseyemeyiz.
Atatürk’ün her şeyini tartışabiliriz, ama itibarını düşüremeyiz.
Onun açtığı kapıdan giren ve bu günlere gelen Türkiye halkı, ona saygı duymalı, zamanı ve yeri geldiğinde de gururla anmalı. Asla yerden yere vurmamalı.

Cumhuriyet tarihimizde yanlışlarımız mı var? bu günlere uymayan uygulamalar mı var? meclis’imiz değiştirsin. O meclis bunları yapması, çağa uygun kararlar alması için kurulmadı mı?
Atatürk, devrimlerini çağa uymak için yapmadı mı?
Onu kendi çağında, kendi değerleriyle, bize bıraktıklarına minnetle ve saygıyla
analım.
‘’ O bir faşistti.’’
‘’ O bir diktatördü.’’ gibi yersiz ve gereksiz cümlelerle karalamayalım.
Onu, geçmişimizde yaşayan değerli bir liderimiz olarak yeri ve zamanı geldiğinde saygıyla analım.
Bugün toplumumuzu çağdaş medeniyetler seviyesinde tutabilecek liderlerimiz
var mı? ona bakalım.