Eğer Atatürk yaşasaydı?
Bugün ne olurdu? o ne yapardı? gibi sorular çok sık sorulmakta.
Hiç kimse bu sorulara bir cevap veremez.
Zaten bu tür sorular da, cevabı da gereksizdir.
1938 de vefat eden Atatürk’ümüzü, her vesile ile her türlü görüşümüze malzeme yapmaktan artık vaz geçelim.
Araştıranlar bilir ki, o sağlığında kendisini KEMALİZM, ATATÜRKÇÜ gibi kavramlar içinde kalıplaştırılmasını istememiştir.
Onun isteği; halkını çağdaş medeniyetler seviyesine çıkarmaktı.
Onun isteği; diktatörlük değil, demokrasiydi.
O, o günün koşullarında, okuduğu binlerce kitaptan edindiği bilgilere ve yaşadıklarına göre doğru bildiğini yapmış ve yaptırmıştır. O da bir insandı.
O gün, oralarda kalmıştır. Bu gün buralardadır. Koşullar, imkânlar, görüşler, dünya düzeni, … çok şey değişmiştir. Bu da çok doğaldır. Hiçbir şey durağan değildir.
O günleri konuşabilir ve tartışabiliriz, ama değiştiremeyiz ve küçümseyemeyiz.
Atatürk’ün her şeyini tartışabiliriz, ama itibarını düşüremeyiz.
Onun açtığı kapıdan giren ve bu günlere gelen Türkiye halkı, ona saygı duymalı, zamanı ve yeri geldiğinde de gururla anmalı. Asla yerden yere vurmamalı.
Cumhuriyet tarihimizde yanlışlarımız mı var? bu günlere uymayan uygulamalar mı var? meclis’imiz değiştirsin. O meclis bunları yapması, çağa uygun kararlar alması için kurulmadı mı?
Atatürk, devrimlerini çağa uymak için yapmadı mı?
Onu kendi çağında, kendi değerleriyle, bize bıraktıklarına minnetle ve saygıyla
analım.
‘’ O bir faşistti.’’
‘’ O bir diktatördü.’’ gibi yersiz ve gereksiz cümlelerle karalamayalım.
Onu, geçmişimizde yaşayan değerli bir liderimiz olarak yeri ve zamanı geldiğinde saygıyla analım.
Bugün toplumumuzu çağdaş medeniyetler seviyesinde tutabilecek liderlerimiz
var mı? ona bakalım.
13 Kasım 2011 Pazar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

1 yorum:
Şimdi yoktur ama bakalım olacak mı? Zaman her şeyin ilacıdır deyip sabırla bekleyelim.
Tahmin ediyorum "daha çok beklersin" diyorsunuzdur.
Yorum Gönder