
Bin Ladin’in de görev süresi dolmuş..
Bin Ladin neden bu hafta öldürüldü? Oysa geçen hafta, geçen ay, geçen yıl da öldürülebilir veya tutuklanabilirdi. Uzaydan kolunuzdaki saati görebilen ABD teknolojisi, koskoca Ladin’i mi göremedi?
Demek ki görev süresi henüz yeni dolmuş. İtibar kaybeden, oy potansiyeli düşen Obama’nın bir ‘’Başarı’’ ya ihtiyacı vardı. Alın size büyük bir başarı: 10 yıldır aranan teröristi Obama buldurdu. ABD halkı bayram etti, sokakta kutlamalar yapıldı. Yıkılan kulelerin intikamı alınmış oldu.
Kutlamalara katılan kaç ABD vatandaşı Bin ladin’i yetiştirenin kendi liderleri olduğunu ve hatta kulelerin yıkılmasını bile ona görev olarak verdirenin kendi yöneticileri olduğunu düşündü?
Orta Asya ve Orta doğu, 1850 lerden beri karıştırılmaktadır. Karıştıran da önce Avrupa ülkeleri, İngiltere ve sonra da ABD olmuştur. Denizlerin hâkimi İngiltere, Asya’nın hâkimi Rusya’ya savaş açmıştı. Geçen yıllarda aktörler değişti ama dizinin senaryosu ve seti hep aynı kaldı.
Petrole olan ihtiyaç azalmaktadır. Alternatif enerji kaynaklarına yönel inmektedir. Artık Orta Doğuya eskisi kadar ihtiyaç kalmamıştır. Ladin’e, Mübarek’e, Kaddafi’ye artık ihtiyaç yoktur.
Eh artık Kuzey Afrika ve Orta Doğuya Demokrasi gelebilir.
Yeni Ladinler olmaz mı? Olur. Her siyasi dönemin bir Ladini yaratılır.
Irak’a, Afganistan’a girmek için Ladin’e ihtiyaç vardı, çıkmak içinde Ladin’in cesedine.
Cesedi neden denize atıldı? İslam âlemine malzeme olmasın diye tabi ki. Fotoğrafları çekilmesin, ilahlaştırılmasın, ABD ye karşı yeni bir propaganda malzemesi yapılmasın diye.
Sağ yakalanamaz mı idi? tabi ki yakalanabilirdi. Ama istenmedi.
Çünkü yargılanma süreci, ABD ye karşı olaylara sahne olurdu.’’ Beni siz var ettiniz. Kuleleri yıkmamı siz istediniz ve yardım ettiniz.’’ demiş olsaydı, ne olurdu? Söyleyeceklerini ABD zaten biliyordu ki. Dünya kamuoyunun ise bilmesine gerek yoktu.
Ladin’in ölümü terörizmi bitirir mi? Tabi ki hayır!
Bugün terörizmin mekânı Orta Doğu olabilir. Aktörleri buralarda yaşıyor olabilir ama yaratıcıları burada değil. Onlar İngiltere’de, Fransa’da, Almanya’da, Amerika’da,..
Yaratıcıları yaşadığı sürece terörizm ve teröristler ölmez. Sadece aktörleri ve görevleri değişir.

2 yorum:
Peki hocam internetimizin islami usüllere göre kesilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Hatırlıyorum, sene 1992'ydi ve o zamanlar internet yoktu, BBS denen intranet türü sistemler vardı. O zamana göre yüksek bir meblağ ödeyerek ülkede BSS’e sahip nadir insanlardan biri oldum. Kısa bir süre sonra internet denen mucize, BBS’in yerini aldı ve hızla yaygınlaştı. İnsanlar hızla bilinçlenmeye başladılar, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını fark etmeye başladılar ve dahası koyun gibi olan insanlarımızın örgütlenmesi daha kolaylaştı. Şu anda internet denen şeyin fark ettirmeden ve yavaşça hayatımızdan çıkarılmak istenmesindeki amaç ne sizce? Gerçekten insanlarımızın internetin şokunu çıkardığına inanıyor musunuz? Yoksa sizce bu görünmez ellerin işi mi? İnsanların uyanmaya başlamasından yetkililerin duyduğu rahatsızlık mı? İnternetin hayatımızdan çıkmasıyla birlikte hayatımızda ne gibi ciddi değişikliler olacağının ve bunların daha iyi günlerimiz olduğunun insanlar farkında mı? Benim iyiyi ve kötüyü algılama yeteneğim yok mu ki devlet benim adıma neyin kötü neyin iyi olduğuna karar veriyor? İnsanların kendilerini yönetmesi için gönderdiği kişilerin bunu yapma hakları nasıl oluyor? Ok kırıldı, kurt öldü, güvercin kaçtı, at öldü, arı soktu, ampul patladı… Sizce tüm siyasi partilerin yönetim mantığı bu değil mi? Neden gerek muhalefet olsun gerekse iktidar partisi olsun yaptıkları bir hata karşısında dansöz gibi kıvırıyorlar? 2+2 sonucunun 4 olduğu 70 milyon koyunumuz ve kırmızı koltuklara adeta kök salan siyasiler tarafından bilindiği halde neden fikir ve eylem birliği içerisinde hep bir ağızdan “1+1+1+1= bizden öncekiler 1,3,5,6,7,8….….. demişti ve bunun yanlış olduğunu, doğru cevabın 2 olduğunu bulduk, devletimiz için hayırlısı budur, doğru olan da budur” şeklindeki cevabı veriyorlar? Bizim Dolly’ler bu cevap karşısında neden “İn ulan ordan aşağı!” diyemiyor? Neden hep bir kısır döngü şeklinde aynı partiler ve aynı mantık ile yönetiliyoruz? Devlet memuru olduğum için mecburen failin ismini vermeden yazmak zorunda kalıyorum ancak konuyla ilgili faillerin sayısı çok fazla olduğu için X değeri yerine siz herhangi birini oturtabilirsiniz. X isimli siyasi şahsı anneannem teyzeme hamileyken tanıdı, teyzem de tanıdı, teyzemin oğlu da tanıdı, teyzemin torunu da tanıdı, teyzemin torunu Kerem ise şu anda 10 yaşında ve eminim ki Kerem’in oğlu da tanıyacaktır. Peki Kerem’in torununun da aynı kişiyi görme ihtimali nedir? Dahası aynı siyasi mantığı daha kaç nesil görebilecek? Tarihte 16 devlet kurup 15’ini kadın ve para yüzünden yıkmış bir milletin evladı olarak bu işin sonunu görebiliyor musunuz? O kırmızı koltuklar çok mu tatlı acaba? O kırmızı koltuklarda kök salanlar oraya sadece çiçek sulamak için mi gidiyorlar? Ben verdiğim vergilerle onbinlerce kişiyi besliyorsam, beslediğim bu onbinlerce kişinin bana hizmet etmesi gerekmez mi? Yoksa Dolly olduğumuz için tüm bunlara müstahak mıyız? Ben sorularımı saatlerce yazabilirim. Bu konulara da değinmenizi isterim.
Hocam kusura bakmayın ama bir kere soru sorarsam devamı da geliyor. İşlenen bir suçun kanunlarda belirtilen yaptırımının yeterli ya da adil olduğunu düşünüyor musunuz? Banka hortumlamak ve bir tepsi baklava çalmak suçlarını karşılaştırdığımızda bir tepsi baklava çalmanın daha ağır bir yaptırımının olması adaletin kendisi ile ters düşmez mi? Peki hırsızlık, trafik kazası, dolandırıcılık, kasten yaralama,öldürme gibi işlenen suçlarda tek suçlu şüpheli olan kişi mi? Peki mağdurun hiç mi suçu yok? Mağdur olan kişi gerekli tedbir ve dikkati göstermedi için başına bunların geldiği konusunda ne düşünüyorsunuz? Bir erkek eşini başka bir erkek ile kendi ikametinin oturma odasında yarı çıplak halde yakalıyor ve her iki kişiyi de eve kilitleyip kaçmalarını engelledikten sonra tüm sülalesini çağırıp o 2 kişiyi saatlerce dövüyorlar. Kadının sevgilisi bir yolunu bulup olay yerinden kaçıyor,sonradan da kadın kaçıyor. Aradan 1 ay geçiyor, kadın bir ilçede bulunuyor ve kafasına sıkılan tek kurşunla öldürülüyor. Kadının kocası 20 yıl kadar ceza yiyecek, üstüne adam boynuzlandığıyla kaldı. Peki kadının hiç mi suçu yok? Peki ya karşılıksız aşk intiharları ya da karşılıksız aşk cinayetleri? Tamam kimse kimseyi sevmesi için zorlanamaz ancak kimsenin kimseyi kasıtlı olarak kendisine aşık etme hakkı da yoktur. Kasıtlı olarak birini kendisine aşık edip ardından namussuzca çekip gidenlerin hiç mi suçu yok? Kanunda belki güveni kötüye kullanma suçuna isabet ettirilebilir ancak bunun da caydırıcı bir yaptırımı yok,cezası ise küçük meblağda para cezası. Diğer bir örnek, trafik kazaları. Bir gün bir olay yerine gittik, yol ölçüldü eni 8 metre çıktı, ceset ise tam 4,10’da duruyor. Ölen kişi yağmurlu bir havada şehirlerarası yolda gece 21.00 sıralarında yaya olarak karşıdan karşıya geçerken tam 4,10’da duraklayıp karşısındaki arkadaşıyla sohbet etmeye başlıyor. Yolun bir tarafından kamyon geliyor ve biriken suyu karşı yönden gelen otomobilin camına sıçratıyor. Otomobil sürücüsü yolu bir anlığına bile göremediği için yol ortasında sohbet etmekte olan şahsa çarpıp sol bacağını kökünden koparıp atıyor, bu esnada otomobilin de hız ibresi 120’yi gösteriyor. Bunda kim suçlu? Yolun ortasında sohbet eden kişi mi? Sürat yapan otomobil sürücüsü mü? Otomobilin camına su sıçramasına sebep olan kamyon şoförü mü? Yoksa hepsi birlikte mi suçlular? Başka bir suç, kontör dolandırıcılığı. “Para ödülü kazandınız, bize para gönderin ki size para ödülünüzü gönderelim (!)” Dolandırılan kişinin hiç mi suçu yok? Ben yaşadığım yerdeki hırsızların, dolandırıcıların, tefecilerin, kaçakçıların çoğunu işim gereği yolda görsem isimlerine kadar tanırım, çünkü onların mesleği bu ancak bu somut delillerle bu durum ispat edilemediği için aynı işi yapmaya devam ediyorlar. Yukarıda belirttiğim üzere kanunların yeterli ya da adil olduğunu düşünüyor musunuz?
E.S.D.
Yorum Gönder